Dünya finansının merkezinde, sakin bir açıklama ile ona kulaklarını tıkayan bir fırtına arasında tarihi bir çekişme yaşanıyor. Jerome Powell, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) itibarının sapasağlam olduğunu, altındaki rekor yükselişin de “önemli bir mesaj taşımadığını” söyledi. Ancak piyasanın cevabı, rakamlarla adeta bağırarak verildi: Dolar dört yılın en düşüğüne savrulurken, altın ve gümüş tüm zamanların zirvesine tırmandı. Bu sessiz sözler ile gürültülü tepki arasındaki uçurum, bize bugünün ekonomisinden çok daha fazlasını, derinde biriken bir güvensizlik hikayesini anlatıyor.
Powell’ın siyasetten uzak durma ve bağımsızlık vurgusu, ironik bir şekilde tam da endişenin kaynağına parmak basıyor. Finansal piyasalar, bir uluslararası para sisteminin temel taşı olan “güven”in aşınmaya başladığından korkuyor. Altının fırlaması ve doların gerilemesi, sadece bir enflasyon veya faiz korkusu değil; kurumsal bağımsızlık, sürdürülebilir mali politika ve küresel istikrara dair derin kaygıların bir yansıması. Bu, yatırımcıların, söylenenlere değil, yapılanlara ve yapılabileceklere odaklandığının bir kanıtı.
Bu, modern ekonominin en temel dayanağının – güvenin – sadece kelimelerle değil, tutarlı, tarafsız ve öngörülebilir politika eylemleriyle inşa edilmesi gerektiğinin acı bir dersi.
Altın, çağlar boyunca belirsizlik anlarında en güvenilir liman oldu. Son zamanlardaki yükseliş, bu tarihi rolün ötesine geçiyor. “Altın yeni bitcoin mi?” sorusu boşuna değil. Bitcoin, merkezi otoriteye olan kuşkunun sembolik varlığıydı. Şimdi altın, özellikle seçim dönemi yaklaşan ABD’de artan siyasi gerilimler ve kurumlara yönelik baskı algısıyla, benzer bir işlev kazanıyor. Bir anlamda, “değer saklama aracı” olmaktan çıkıp bir “güven saklama aracına” dönüşüyor. Yatırımcı, somut bir metada, soyut bir güvence arıyor.
Bu küresel fırtına, Türkiye ekonomisi için çift taraflı bir bıçak gibi. Bir altın üreticisi olarak, bir yandan yüksek küresel fiyatlar, ihracat gelirlerini artırma, cari dengede olumlu katkı yaratma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, halkın geleneksel birikim aracı olan altının değer kazanması, altın birikimi olan haneler nezdinde nominal bir memnuniyet de yaratabilir.
Ancak, madalyonun öbür yüzünde de ciddi riskleri barındırıyor. Birincisi, ithal enflasyon tehlikesi. Altın, gümüş ve bakır gibi emtia fiyatlarındaki küresel patlama, Türkiye’nin enerji ve hammadde ithalat maliyetlerini katlayabilir. Bu, üreticiden tüketiciye yansıyan zincirleme bir fiyat artışı demek. Dolar zayıf bile olsa, emtia fiyatlarındaki artışın maliyeti daha ağır basabilir. İkincisi, finansal oynaklık. Tarihi rekorlar, genellikle ani ve sert düzeltmeleri de beraberinde getirir. Bu durum, bireysel yatırımcıyı ve sektörü zor durumda bırakabilecek bir dalgalanma riski yaratabilir.
Türkiye’nin yapması gereken ise bu değişim dalgasını iyi okumak. Dalganın yaratacağı fırsatlardan yararlanmak, aynı zamanda onun geri çekilme olasılığını dikkate alarak, ayakta kalacak sağlam temeller inşa etmek zorunda. Yeni dünya düzeni Türkiye için tehdit değil, doğru yönetilirse fırsata dönüşebilir.
Ve bugünün küresel ekonomisinde altın, gümüş ve bakır gibi emtia fiyatlarındaki küresel patlama, dünya dengelerinin değişmekte olduğunun, yeni bir düzen inşa edildiğinin ön işaretidir.









