Türkiye’de Alevîler, tarihsel, sosyolojik ve politik psikoloji bağlamında derin ve çok boyutlu bir travma deneyimine sahip bir topluluktur. Bu travma, bireysel ve kolektif hafızada iz bırakmış, kimlik, inanç ve toplumsal ilişkileri şekillendirmiştir. Aşağıda, bu olguyu politik psikoloji ve travma perspektifinden analiz etmeye çalıştım:
- Tarihsel Travmanın Kökenleri
Alevîlerin travmatik deneyimleri, Osmanlı döneminden günümüze uzanan sistematik dışlanma, şiddet ve asimilasyon politikalarıyla yakından ilişkilidir:
Osmanlı Dönemi: Kızılbaş/Alevî topluluklar, Safevî Devleti ile olan mezhepsel ve siyasi gerilimler nedeniyle sürekli şüphe altında kaldı. Özellikle 16. yüzyıldan itibaren devletin Sünni İslam anlayışını merkeze alması, Alevîleri “öteki” olarak konumlandırdı.
Katliamlar: 1514 Çaldıran Savaşı sonrası başlayan, 16. yüzyıldaki Kızılbaş katliamları, 19. yüzyıldaki Dersim ve Koçgiri gibi bölgesel baskılar, travmanın tarihsel temellerini oluşturdu.
Cumhuriyet Dönemi: Tek parti döneminde “Türkleştirme” ve homojenleştirme politikaları, Alevîliği “gerici” veya “ayrıştırıcı” olarak gören yaklaşımlarla birleşti. 1937-1938 Dersim Katliamı, devlet şiddetinin en trajik örneklerinden biri olarak kolektif hafızaya kazındı.
- Politik Psikoloji Açısından Analiz
Politik psikoloji, devlet-toplum ilişkilerinin birey ve grup psikolojisine etkilerini inceler. Alevîler özelinde:
Kolektif Mağduriyet Kimliği: Tarihsel şiddet olayları, Alevîler arasında “biz” ve “onlar” ayrımını derinleştirdi. Bu, hem koruyucu bir dayanışma mekanizması hem de sürekli bir tetikte olma hali yarattı.
Devlete Duyulan Güvensizlik: Devletin tarihsel olarak Alevîleri korumakta yetersiz kalması, hatta bazen şiddetin faili olması, derin bir güvensizlik ve aidiyet krizi yarattı. Bu durum, özellikle Sünni-İslami sembollerin devlet politikalarında öne çıkmasıyla pekişti.
Asimilasyon ve Kimlik Baskısı: Alevîler, kimliklerini açıkça ifade etmekten çekinmek zorunda bırakıldı. “Gizlenme psikolojisi”, inanç pratiklerinin (örn. cem törenleri) gizli yapılmasına, çocuklara Alevî kimliğinin öğretilmemesine yol açtı.
- Travmanın Yeniden Üretimi: Yakın Tarih ve Güncel Olaylar
Travma, sadece geçmişte kalmadı; yeniden üreten olaylarla güncellendi:
1970’ler-1990’lar Arası Siyasal Şiddet: Sağ-sol çatışmaları, Alevîlerin sol hareketlerle özdeşleştirilmesine ve hedef gösterilmesine yol açtı. 1978 Maraş, 1980 Çorum, 1993 Sivas Katliamları, devletin koruma rolünü yerine getirmediği, bazen de fail olduğu olaylar olarak hafızaya kazındı.
1993 Sivas Madımak Otel Yangını: Alevî aydınların hedef alınması ve olaylar sırasında devletin tepkisizliği, “devlet bizi korumuyor” algısını pekiştirdi.
2010’lardan Günümüze: Alevî açılımı gibi sembolik adımlara rağmen, Cemevlerinin ibadethane statüsü tanınmaması, zorunlu din dersleri, Diyanet’in Sünni anlayışa dayalı yapısı gibi sorunlar sürüyor. Suriye iç savaşında Nusayri/Arap Alevîlere yönelik mezhepçi söylemler, Türkiye’deki Alevîleri de etkiledi.
- Travmanın Psikolojik ve Sosyal Etkileri
Kolektif Hafıza ve Anlatılar: Ağıtlar, deyişler, anma törenleri aracılığıyla travma kuşaklararası aktarılıyor. Bu, kimliğin ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Psikosomatik ve Duygusal Tepkiler: Sürekli tetikte olma hali, kaygı, öfke, çaresizlik gibi duygulara yol açabilir. Özellikle Sivas, Maraş gibi tarihsel olayların yıldönümlerinde toplumsal gerilim artar.
İçselleştirilmiş Ayrımcılık: Kimi Alevî bireyler, “saklanma” veya kimliği inkâr etme eğilimi gösterebilir. Bu, psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
- Politik Psikolojide “İyileşme” ve Gelecek Perspektifi
Travmanın aşılması, sadece bireysel terapiyle değil, politik ve toplumsal dönüşümle mümkündür:
Tanınma ve Adalet Talebi: Alevîlerin talepleri genellikle “eşit yurttaşlık” temelindedir: Cemevlerinin statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, tarihsel katliamların resmen tanınması ve özür dilenmesi gibi.
Sembolik Onarım: Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi gibi adımlar, travmanın kolektif olarak kabul edilmesi açısından önemlidir.
Toplumsal Diyalog ve İnsiyatifler: Sünni-Alevî toplumlar arasındaki önyargıları kırmaya yönelik sivil toplum çalışmaları, güven inşası için kritiktir.
Politik Temsil: Alevîlerin siyasette ve karar alma mekanizmalarında temsil edilmesi, aidiyet duygusunu güçlendirebilir.
Sonuç
Alevîlerin yaşadığı travma, politik şiddet, dışlanma ve kimlik inkârı üçgeninde şekillenmiş, kuşaklar boyu aktarılmıştır. Politik psikolojik açıdan, bu travmanın aşılması için:
Tarihsel adalet sağlanmalı,
Eşit yurttaşlık hukuki güvenceye kavuşturulmalı,
Toplumsal hafıza çalışmaları desteklenmeli,
Ayrımcılık karşıtı politikalar geliştirilmelidir.
Alevîlerin travması, sadece geçmişle değil, bugünün politikalarıyla da yeniden üretiliyor. Bu nedenle, iyileşme ancak siyasi irade, toplumsal empati ve kolektif bir yüzleşme ile mümkün olabilir.







