Dünyada en az yolsuzluk ve yoksulluğun olduğu ülkeler denildiğinde bilimsel araştırmalar ve sosyal gözleme dayanarak hemen “Danimarka, İsveç, Finlandiya…gibi iskandinav ülkeleri” işaret edilir. Aceba niçin? Kalkınmış ve refah düzeyleri yüksek olan bu ülkelerde göreceli olarak yolsuzluk ve yoksulluğun diğer ülkelerden daha az olmasının nedeni, bu ülke insanlarının diğer ülke insanlarına göre daha dürüst ve ahlaklı olması mıdır? (Ekonomik ve sosyal ilişkilerinde çok daha ahlaklı ve dürüst toplumlar yok mudur? Tabi ki vardır.) Yoksa bunun başka nedenleri de var mıdır?
Düşünün! Herhangi bir ülkede bir bakan hakkında soruşturma açılsa, ülke ayağa kalkar mı? Siyasi kriz ilan edilir, pazarlıklar başlar, “derin güçler” teorileri üretilir mi? Bu ve benzeri bir olay bu ülkelerde rutin bir hukuki süreçtir, siyasi kriz olarak görülmez. Siyasetçi, bürokrat, iş insanı… her kimse kendini “dokunulmaz” hissetmez. Yargı, bağımsız ve hatta yürütmeden üstün bir konumda, sessiz sedasız çalışır. İnsanlar “yargılanırım” korkusundan değil, “kesinlikle yargılanırım” gerçeğinden çekinir, bana bir şey olmaz anlayışı yerleşmemiştir” Bu durum oldukça önemli bir caydırıcı güçtür. Ayrıca,
Tüm kamu ihaleleri, her vatandaşın girip inceleyebileceği, her adımın dijital iz bıraktığı tek bir internet sitesinde takip edilebilir. Geçmiş ilanlar silinemez. “Tanıdık firma”, “pazarlık”, “özel şart” gibi kavramlar yoktur. İhaleyi almak, siyasi yakınlıkla değil, teknik yeterlilik ve mantıklı fiyatla mümkündür. Sistem o kadar sıkıcı ve mekaniktir ki, rant için bir boşluk bırakmaz. Rant yoksa, yolsuzluğun çekirdeği de yok olur. Rant oluşumu engellendiğinden yolsuzluk cazip değildir. Bağımsız yargının varlığı da, ihalede hile yapmayı mantıksız kılar.
Bir memur, usulsüz bir harcama yapsa, yakalanmama ihtimali çok düşüktür. Çünkü denetim mekanizması sadece kağıt üstünde değil, fiilen çalışır.
Medya, devletten bağımsızdır ve bir skandal bulduğunda onu bir şova çevirmektense, sistemin işlemesi için baskı yapmayı tercih eder. Sistem, kendi kendini temizleyen bir filtre gibi yürür.
Siyasi Partilere yapılan bağışlar küçük tutarlarla sınırlıdır ve her kuruşun kaynağı bilinir. Siyasetçilerin mal varlığı düzenli kontrol edilmektedir. Örneğin, bugün bakanlık yapan biri, yarın o sektörden bir şirkete “danışman” olamaz. Zorunlu bir “soğuma süresi” vardır. Siyaset, zenginleşme yolu değil, itibar kazanma yolu olarak görülmektedir. Bakanlar politika belirler, ancak idari uygulamalara müdahale etmez. Meclis denetimi de çok ciddidir.
Bir yolsuzluğun ortaya çıkması, sistemin başarısı olarak değerlendirilir. Kurallar kişiye, zamana veya siyasi konjonktüre göre değişmez. Bugün geçerli olan kural, yarın da geçerlidir. Bireyler ve şirketler, uzun vadeli planlarını güvenle yapabilir. Liyakata dayalı bir ölçme ve değerlendirme sistemi ile personel alınır, yükselme performansa göre belirlenir.
İşte en çok yanıldığımız nokta; “İskandinavlar daha dürüst” diye düşünerek sonucu sebep sanmamızdır. İnceleme ve gözlemlerim neticesinde ulaştığım sonuç şudur ki: Onlar, sadece dürüst ve ahlaklı oldukları için temiz bir sistem kurmamışlardır. Tersine, kurdukları temiz sistem, onları dürüst olmaya zorlamış ve bu davranışı zamanla “kültür” haline gelmiştir. Sistemleri, dürüstlüğü ödüllendirip, yolsuzluğu neredeyse imkansız ve çok riskli kıldığı için, insanlar da o yönde davranmak zorunda kalmaktadır. Kurallar çok keskindir, istisna neredeyse yoktur ve olan istisnalar da ağır bedelleri beraberinde getirmektedir. İnsan doğasına güvenmeyi değil, onun zaaflarını kontrol edecek mekanizmalar kurmayı başarmışlardır.
İskandinav ülkelerinin başarısı ahlaki bir üstünlükten daha çok güçlü, sıkıcı derece tutarlı ve tavizsiz bir “çıkar-risk dengesi” üzerine inşa edilmiş sistem mühendisliğinde yatmaktadır. Sıradan bir insanın yolsuzluk yapmasını aptalca, riskli ve sonuçsuz bir eyleme dönüştüren bir sistem kurmuşlardır.
Bizde sık sık ve konjonktüre göre “Önce ekonomimiz düzelsin, zenginleşelim, sonra hukuk ve şeffaflığı hallederiz” gibi bir düşünce hakimdir. İskandinav ülke örnekleri bize bunun tam tersini söylüyor: Önce hukukun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı, şeffaf kurumları inşa et, refah bunun doğal ve kalıcı bir sonucu olarak ardından gelir.
Yaygın kanının aksine İskandinav devletleri küçük değil, son derece etkin ve profesyoneldir. Oluşturdukları sistem sayesinde ekonomileri sorunsuz, kalkınma ve refah düzeyleri imrenilecek niteliktedir. Düşük bir enflasyon, yüksek verimli bir üretim, gelir dağılımında göreli adalet ve güçlü bir sosyal devlet inşa etmişlerdir. Yatırımcılar sürprizlerle karşılaşmaz, kredi risk primi (CDS) düşüktür, uzun vadeli ve istikrarlı sermaye kolay çekilir ve ihtiyaç duyulan borçlanma maliyeti de ucuzdur…










