1990’lı yıllarda, Türk televizyonlarında kadife sesli genç bir kadının yanık ezgilerle dolu klipleri dönmeye başladı.
“Nasıl da kendine bağladın beni,
Elindeyim işte oyuncak gibi,
Artık yerden yere atsan da beni,
Elindeyim işte oyuncak gibi…”
Bu sesin sahibi, ilerleyen yıllarda şöhret basamaklarını hızla tırmanacak olan Yalovalı Roman sanatçı Gül Tut, yani kamuoyunun tanıdığı adıyla Güllü idi. Çınarcık’ta başlayan çileli yaşam öyküsü, yine doğduğu topraklarda, 52 yıl sonra talihsiz ve beklenmedik bir olayla son buldu. Çınarcık’taki evinin terasından düşerek hayatını kaybeden Güllü’nün ismi, artık sahnelerin değil bir adli soruşturmanın merkezindeydi. Akıllarda ise tek bir soru vardı: Kaza mı, intihar mı, yoksa cinayet mi?
Dünyaca ünlü adli tıp ve kriminoloji uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, yüksekten düşme kaynaklı ölümlerin adli tıp literatüründe çözümü en zor vakalar arasında yer aldığını belirtir. Bununla birlikte, onun yıllardır tekrarladığı meşhur sözü hâlâ geçerlidir: “Kusursuz cinayet yoktur.” Atasoy’a göre, “Eğer deliller yanlış yorumlanır veya eksik incelenirse katil kusursuzmuş gibi görünür; ancak doğru otopsi ve titiz olay yeri analizi her zaman bir iz bırakır.”
Soruşturmanın Seyrini Değiştiren Gelişme
10 Aralık Çarşamba günü sosyal medya, gündemi sarsan bir haberle çalkalandı: Güllü’nün kızı ve bir arkadaşı, yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalanmıştı. Valizleriyle binadan çıktıkları anlara ait güvenlik kamerası görüntüleri kısa sürede yayıldı. Bunun üzerine Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı şu açıklamayı yaptı:
“Dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. İğneyle kuyu kazarcasına ayrıntılı, dikkatli ve gizli bir soruşturma yürüttük. Somut delillere ulaşabilmek için titiz çalıştık. Bu delillerle şüphelilerin karşısına çıkmamız gerekiyordu. Hataya yer veremezdik. Ortaya koyduğumuz çalışma, kapsamlı bir incelemenin sonucudur.”
Ancak sosyal medyada, kamuoyunun merak ettiği bir dosyada neden gizlilik kararı bulunduğuna ilişkin sert tepkiler yükseldi. Burada küçük bir parantez açmak gerekiyor.
Adli Soruşturmalarda Gizlilik Neden Hayati?
1985 yılında ABD’nin Los Angeles ve San Francisco bölgelerinde bir seri katil geceleri evlere girerek kadınları öldürüyordu. Rastgele kurban seçiyor, evde buzdolabından bir şeyler yiyor, televizyon izliyor, ardından hiçbir iz bırakmadan kayboluyordu. Bu vahşet onu “Night Stalker” (Gece Avcısı) adıyla anılan bir seri katile dönüştürdü.
Soruşturmayı yürüten Dedektif Frank Salerno, olay yerlerinde bulunan bir ayakkabı izine odaklandı. Bu iz, vakalar arasında kurabileceği en önemli bağlantıydı. Önce izin hangi markaya ait olduğunu belirledi; ardından ayakkabının ülkede nerelerde satıldığını araştırdı. Ayakkabı Avia markaydı ve bölgede yalnızca altı çift satılmıştı. Deliller birleşiyor, soruşturma katile adım adım yaklaştırıyordu.
Ancak ekipten bir polis, kritik bilgileri gereksiz yere San Francisco Belediye Başkanı Dianne Feinstein ile paylaştı. Belediye Başkanı ise bu bilgileri bir basın toplantısında kamuoyuna açıkladı. Böylece seri katil, yalnızca kendisinin bildiği detayların polis tarafından da bilindiğini öğrenmiş oldu.
“Avcı ne kadar yol bilirse, av da o kadar yol bilir.”
Bu zamansız açıklama, soruşturmanın aylarca yürütülen titiz çalışmasını adeta çöpe attı. O günden sonra cinayetler devam etti ve bir daha hiçbir olay yerinde ayakkabı izi bulunmadı.
Gizliliğin Önemi ve Delillerin Korunması
Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aldığı gizlilik kararı, yalnızca profesyonel bir tercih değil; aynı zamanda masumiyet karinesinin korunması, delillerin sağlıklı biçimde incelenmesi ve olası bir faile avantaj sağlayabilecek bilgi sızıntılarının önlenmesi açısından da kritik önem taşımaktadır.
Kamuoyunun merakı anlaşılır; ancak zamanından önce yapılan açıklamalar bazen gerçeğin kararmasına, delillerin zedelenmesine ve şüphelilerin lehine sonuçlar doğurmasına yol açabilir.
Gerçeğin Peşinde
Adli süreçler sabır ve titizlik ister. Aceleyle yayılan söylentiler, tek bir detayın bile karanlıkta kalmasına sebep olabilir. Güllü’nün hikayesi bize şunu hatırlatıyor: Doğru soruşturma, aceleye gelmez; izler ne kadar küçük olursa olsun, gerçeğe götüren yol hep vardır.









