ÇÜRÜK TAHTA ÇİVİ TUTMAZ
Eski tahta evlerin belli bir süre sonra çürüyen tahtaları çivi tutmaz hale gelir. Evin bütünlüğünü korumak için çürük tahtaların değiştirilmesi gereklidir. Aksi durumda bu tahtalardan kurtulanlar çiviler nedeniyle evin tümü veya bir kısmı yıkılır. Çürük tahta değişirken çivilendiği sağlam olan tahtada yenilenir. Yeni tahtanın çivileneceği tahtanın da yenisi kadar ömürlü olması gerekir. Aksi durumda hem yeni hem de eski kayıp edilebilir. Günümüz yapıları artık tahtadan değildir. Genelde beton ve çelikten yapılan binalarda oturuyoruz. Çivi artık sadece mobilyalarda ya da duvara resim asmada kullanılıyor. Büyük şehirlerde insanlar artık çivi kullanmıyor. Önceden her evde olan çekiç, keser, çivi birçok evde yok. Eskiler ve kırılanların onarılması için zaman harcanmıyor. Yenisi ile değiştirmek daha kolayımıza geliyor. ‘’Çürük tahta çivi tutmaz.’’ Atasözü de eskinin tamircilik zamanlarında kalmıştır. Şimdilerdeyse çoğunlukla mecaz anlamı kullanılmaktadır. Bir çok şeyde olduğu gibi. Toplum olarak gerçekle bağımızı ne zaman kopardık, nasıl oldu, ne zamandı? Bunların cevabı için kırk üç yıl öncesine gitmemiz lazım. Türkiye’nin bütünlüğüne en büyük zararı veren çürük tahtaya. 12 Eylül faşist darbesine. Yapılan bu faşist darbe Türkiye’nin geleceğini insanların elinden almakla kalmamış, yapının tüm çivilerini yerinden oynatmıştır. Sonrası 1982 anayasası ve referandum rezaleti. Arkasından gelen seçimler ile birkaç çürük tahta daha çivilerini atmıştır. Turgut Özal hükümetleri ve sonrasında eskimeyen ama eskide kalması gereken politikacıların ortaya çıkışı. Çivilerin en sonuncusu ve bütünü yıkanı 2002 seçimleri sonrasındaki, Deniz Baykal’ın demokrasi saçmalığı. Türkiye Cumhuriyetine vurulan en büyük darbenin mimarı Deniz Baykal’dır. Sonrasında yıkılan harap olan evin yerine Ak parti Hükümetleri ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan beton binalar. Bu olanların tümü bilinçli ve planlı bir yıkımdır. Yıktıklarının yerine yıkılmaz beton kaleler inşa etmişlerdir.
Bu yapılanların sebebi bellidir. Hırsız, hırsıza malını teslim etmez. Ak Partide kendi yapısındakilere kendini teslim etmemiştir. Aksine kabul görmeyenler, Ak Partiyi ayakta tutmuştur. Recep Tayyip Erdoğan gerçek vatanperverler ile etrafını çevirtmiştir. Canını ve malını korumak için etrafında seçtiklerinin büyük bir kısmı Ak Parti görüşlerine tamamen ters olan insanlardır. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıştır. Sayın Erdoğan ne çürük tahtaya basar ne de evinde çürük tahta ister. Neyin ne olduğunu gayet iyi analiz ederek bu günlere gelmiştir. Geldiği noktanın ardında kurduğu düzenin bir çok yerinde çivi tutmaz çürük tahtalar bırakmıştır. Bunların tümünü bilerek değiştirmemiştir. Kendi mevcudiyetinin devamı için yaşadığımız Dünyanın çivi tutmaması gerekliliktir. Günü geldiğinde tüm çivileri bir darbe ile yerinden çıkartacaktır. Yaşadığınız Dünyanın yapısını bozduğunuzda değiştirecek yeni bir Dünya ne yazık ki yok. Cumhuriyetçilerin bir çoğu olanın farkına halen varamadı. Sayın Erdoğan Cumhuriyetin tüm kazanımlarını bitirdi. Kendi saltanatını 2014 seçimlerinde ilan etti. Sonradan olanlar hepsi bu temelin üzerinde yükseldi. Bakanları tüm bürokratları kim atıyor. Recep Tayyip Erdoğan. Böyle bir yetki demokraside var mı? Yok. Nerede var? Padişahlıkta. Son dönemdeki kanun tanımazlık nedir? Acaba ‘’Ferman padişahımındır’’ sözü size bir şey çağrıştırdı mı? Diyanet İşleri Başkanının elinde kılıç ile hutbe vermesi tanıdık gelmedi mi? Geçmişin şeyhülislamlarını bir inceleyin derim. Bunların hepsi Cumhuriyetin tüm kazanımlarının içine bilinçli yerleştirilen çürük tahtalardır.
Bu noktadan sonra partilerin yapılarını ya da başkanlarını değiştirmesi pek bir şey ifade etmeyecektir. Kervan yol almış, yükünü boşaltmaya da az kalmıştır. Sayın Erdoğan’ın ortaya attığı sözde gündem oyuncakları ile oynamanın zamanı geçmiştir. Aslında hiç kanmamak gerekirken bunların gündem olması Sayın Erdoğan’ın siyaset stratejisinin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir. Vakit, öncelikle kendi evini tamir vaktidir. Düzenin ürettikleri ile elde olan eskileri değiştirmek bize bir şey sağlamaz. Eskilerin ortaya çıkartılıp, onarılması gerekmektedir. En doğru olan eldekinden vaz geçmemektir. Gelinen noktada sağ ya da sol çatışması diye bir şey kalmıştır. Kalan şey sömüren ve sömürülendir. Sağcı, solcu olmanız sizin az sömürüleceğiniz anlamına gelmiyor artık. Sömürenden kurtulmanın yolu önce sömürülenlerin kendi çürük tahtalarını değiştirmekten geçer. Kendi evlerini sağlama alırken diğer taraftan da yaşadıkları Dünyanın da çürük tahtalarını da değiştirmeleri gereklidir. Bunun için en kısa sürede iş bilen ustalarla çalışmak lazımdır. Bu ustalar, şu anda burun kıvırdığımız eskileri bir bir sandıktan çıkartıp onardıklarında çok şey değişecektir. Bu ustalar nerde mi? Bulmak için sözde gündem oyuncaklarından başımızı kaldırıp etrafımıza bakmamız yeterlidir.
Diğer köşede buluşmak üzere…