Ortadoğu’da savaş çıkar çıkmaz patlayan bombalarla birlikte petrol fiyatları da patladı. Sonra sigorta maliyetleri yükseldi, ardından ticaret yolları riskli hale geldi ve en sonunda ekonomik şok dalgaları hemen bölge ülkelerini sonra da küresel ekonomiyi etkilemeye başladı.
Türkiye bu savaşın tam ortasında duran bir ülke, bu nedenle savaşın büyümesi ve süresine bağlı olarak Ülkemizin karşı karşıya kalacağı durum farklılık gösterecektir. En iyi ihtimalle, çatışma birkaç hafta içinde diplomasiyle durdurulur ve/veya uluslararası baskı devreye girer ve taraflar geri adım atarsa; Petrol fiyatları yükselir ama kalıcı bir şoka dönüşmez. Böyle bir tabloda ülkemizde: Petrol fiyatı artar ama sınırlı kalır, halihazırda eşel-mobil sistemi devreye alındı, enflasyon üzerindeki baskı sınırlı olur, cari açık birkaç milyar dolar artar, borsa kısa süreli düşer, ardından toparlanır; özetle Türkiye bu senaryoyu “hafif sıyrıklarla” atlatır.
Savaş büyüyerek yayılır ve süresi de uzar ise, özellikle enerji ihtiyacı ve bağımlılığı olan ülkelerle birlikte ülkemizin karşılaşabileceği ekonomik olumsuzluklar da artar. Ortadoğu’daki her savaşın gerçek kalbi petroldür; dolayısıyla dünya petrol ticaretinin yaklaşık % 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı çok önemlidir. İran’ın bu boğazı tamamen kapatması zordur. Mesele petrolün varlığı değil, güvenli taşınmasıdır; buradaki bir kapanma veya risk sigorta maliyetlerini ve nakliye fiyatlarını yükseltir. Böyle bir durumda petrol fiyatının 100 doların üzerine çıkması ve enerji piyasalarının paniğe kapılması sürpriz olmaz.
Türkiye için bunun anlamı çok nettir, enflasyon en az 3-4 puan yükselir, cari açıkta 8-10 milyar dolarlık bir artış olur, döviz kurunda yeni bir dalgalanma oluşabilir ve risk pirimi de yükseleceğinden dış borçlanma pahalanabilir. Yani ekonomide zincirleme bir etki oluşur, enerjinin pahalanması, üretim maliyetlerini arttırır, üretim maliyetlerinin artması enflasyonist bir baskı oluşturur, faizler artar, büyüme yavaşlar…Artan maliyetin boyutuna göre, büyüme dururken enflasyon koşmaya devam eder. Sürekliliği de stagflasyondur…
Tabii ki enerji tek risk değil, ticaret ve turizm sektörleri de olumsuz etkilenecektir. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaret hacmi yaklaşık 50 milyar dolardır. Irak ise en önemli ihracat pazarlarından biridir. Savaşın genişlemesi halinde, Irak’a ihracat kesilebilir, Körfez ticareti daralabilir, lojistik maliyetleri artabilir. Her yıl milyonlarca Avrupalı ve Rus turistin ağırlayan ülkemiz turizm gelirlerinden mahrum kalır.
Bu kriz ister kısa, isterse uzun, yanısıra bölgesel ve/veya küresel olsun, yeni bir denge oluşacağı şüphesizdir. Oluşacak dengenin lehimize olması da mümkündür; Enerji güvenliği Avrupa için yeniden en önemli mesele haline geliyor. Örneğin, Türkiye için burada Avrasya enerji ve ticaret ağındaki stratejik rolünü pekiştiren birbirini tamamlayan üç önemli proje vardır; Bunlar, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Güzergâhı). BTC ve TANAP, Hazar enerji kaynaklarını Batı pazarlarına taşıyan enerji koridorunun omurgasını oluştururken, Orta Koridor bu altyapıyı lojistik ve ticaret boyutuna taşıyan çok modlu bir ulaştırma hattıdır. Bu hatlar Türkiye’yi yalnızca bir tüketici değil, enerji ve ticaret köprüsü yapabilir. Körfez’de risk arttıkça Avrupa’nın Türkiye’ye olan stratejik ihtiyacı da artar.
Türkiye’nin aynı anda üç aktörle (Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, İran) ilişkisi var ve bu aktörlerden biriyle köprüleri yakmak ülkemizin çıkarına olmaz. Bu yüzden uygulaması gereken strateji aktif tarafsızlık olmalı, özellikle bölgemizde sıcak çatışmayı ve dünya barışını bozmaya dönük hareketleri istemediğimize dair net, diplomatik bir tavır sergilenmelidir. Bu model daha önce Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde test edildi. Tahıl koridoru anlaşması Türkiye’nin diplomatik ağırlığını artırmıştı. Benzer bir diplomatik manevra Ortadoğu krizinde de mümkün.
Bu coğrafyada bir gerçek hiç değişmiyor, fırtınanın ortasında bir ülkeyiz. Ortadoğu’da bir kıvılcım çıktığında, mutlaka bir ekonomik deprem hissediyoruz. Ya her krizden etkilenen kırılgan bir ekonomi oluruz, ya da krizleri fırsata çevirebilen bir jeopolitik merkez. Bu tamamen akıl, diplomasi ve ekonomik hazırlık meselesidir. Çünkü Ortadoğu’da savaş çıktığında Türkiye için mesele yalnızca sınır güvenliği olarak kalmamakta, petrol, ticaret, finans ve diplomasi zinciri aynı anda etkilenmektedir.









