Kadınlar gökyüzünün yarısı, toplumların eşiti ve hatta bu eşitte birincisi. İnsanlığın var olması ile birlikte cinsiyet farklılığı da var olan tartışmadır. Başta biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel alanlar olmak üzere siyasal ve ekonomik alanlarda tarihsel olarak katmerlenmiş bir politik meseledir. İnsanlık tarihinin tüm değerlerinin esas yaratıcısı olmasına rağmen toplumsal çelişkilerin derinleşmesi ve toplumsal bölünmeler, katmerlenen sınıfsal çelişkilerle birlikte erkek egemen bir baskının ve sömürünün de muhatabı olmuştur, Avcı toplayıcı ilkel komünal sistemden sonra, sömürünün kadın emeğinin artı değer kabul edildiği ve insanın kendisine, tarihsel insanlık kültürüne, eşine, kızına, anasına ve sevgilisine yabancılaşmaya başladığı vahşi sistemle kadın ayrıca eril baskılara da maruz kaldı. 8 Mart 1857 tarihinde 129 kadın emekçinin vahşice katledilmesi, kadının üzerindeki erkek egemen, gerici baskının aslında sınıfsal ve politik bir baskı olduğunun da vahşi bir örneğidir.
1910 yılında Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, Alman Sosyalist Clara Zetkin, 1857’de ölen kadınların anısına 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını önerdi ve teklif oy birliği ile kabul edildi.
Bu tarihten sonra dünyada özelikle sol-sosyalist mücadelelerin ilerlemiş olduğu ülkelerde 8 Mart “ekmek, barış, özgürlük ve eşitlik” sloganlarla kadınlar 8 Mart’larda mücadele ve seslerini duyurmuşlardır. Hatta bu kadın hararetlerinin, 1917 Bolşevik Devrimi’nin ateşleyicilerinden biri olduğu söylenebilir.
Anadolu topraklarında kadın hareketinin tarihi çok daha eskilere, 13. Yüzyıla dayanır. O tarihlerde dünyada eşine az rastlanılan bir örgütlenme modeli olan Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları), dünyadaki ilk kadın sivil toplum örgütlenmesi olarak kabul edilmiştir.
Bu hareket; kadınların ekonomik, askeri ve sosyal yaşamın merkezinde olduğu devrimsel bir modeldir.
O dönemde kadınların üretime katılması, sosyal dayanışma göstermesi ve hatta askeri hareketlere katılması eşitlik, özgürlük kadın emeği ve kolektif bilinç anlamında önemli hareketlerdi.
Bu tarihten sonrada 19. Yüzyıla kadar ciddi bir gelişme olmamıştır. Özellikle kurtuluş mücadelesi ile birlikte kadın hareketleri ümmet ve yurttaş olma mücadelesinde cumhuriyeti ve kurtuluş mücadelesini kendi mücadelesine paralel görmüştür ve 10 Aralık 1919’da Kastamonu’da 3000 kadın işgale, eril ve gerici baskıya karşı miting düzenlemiştir ve Cumhuriyet’le birlikte ekonomik, sosyal ve siyasal kazanımlar elde edilmiştir.
1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını resmen kabul etmiştir.
Bugün ise ülkemizde ve dünyada kadın hareketleri, kendi sömürülerinin kapital çelişkilerden bağımsız olmadığı bilinci ile toplumsal mücadeleye katılarak işçi, köylü ve gençliğin emek, eşitlik, barış ve bağımsızlık mücadelesinden farklı görmemektedir.
Günümüzde kadını bireyselleştiren, metalaştıran, üretimden ve eşitlikten koparan, biblolaştıran kapitalist anlayış ve gelenekçi feodal “eksik etek”, “saçı uzun aklı kısa”, “kadının yeri kocasının yanı” gibi erkeksi gerici anlayışları yırtan, son süreçte de siyasi iktidarın kadınları ayrıca politik malzeme olarak kullanma çabalarına ve erkek egemen kadın cinayetlerine karşı, bireysel değil toplumsal sınıf mücadelesinde kurtuluşu gören politik bilinçle 8 Mart’ı eşit işe eşit ücret, özgürlük, barış, bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddete karşı duruşun simgelendiği bir mücadele günü haline getirmiştir.
Savaşların ve katliamların, kan kusan vahşi çağında kadının üretkenliği, direnişi ve mücadelesi, insanlığın baharı güzel günlerin habercisidir.
Eşitlik için, özgürlük için, insanca bir yaşam için;
Kadın, Yaşam, Özgürlük
Yaşasın 8 Mart
Yaşasın kadın dayanışması
Yaşasın eşitlik ve özgürlük mücadelemiz.











