Günlük hayatın acımasız ritmi, döviz kurlarının iniş çıkışları, market raflarındaki fiyat etiketlerinin sürekli değişimi… Türkiye, ekonomik göstergelerin gölgesinde yaşıyor sanki. Peki, gerçekten tek derdimiz ekonomi mi? Ekonomik sıkıntılar öyle yoğun bir odak noktası oluşturuyor ki, ülkenin diğer temel meseleleri bu gürültünün ardında kalıyor. Oysa ekonomik kriz, daha derin ve karmaşık bir hastalığın sadece ateşli bir semptomundan ibaret.
Ekonomik istikrarsızlık, yalnızca cüzdanları değil, toplumsal güveni de tüketen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. İflas eden esnafın, işini kaybeden gencin, gelecek kaygısıyla bunalan ailenin yaşadığı “sahipsizlik” hissi, yalnızca bir gelir kaybı değil, aynı zamanda bir aidiyet ve güven kaybı. Bu zemin, yolsuzluk, fırsatçılık ve kısa yoldan köşe dönme hırsı gibi sosyal hastalıkları besliyor. Dolayısıyla ekonomi, teknik bir politika alanı olmaktan çıkıp, ahlaki erozyonun da tetikleyicisi haline geliyor.
Bu noktada, Sosyal Bilimci Niyazi Berkes’in yıllar öncesinden teşhis ettiği “ikilik” (dualizm) kavramı bugünü anlamak için çarpıcı bir anahtar sunuyor. Berkes, Türkiye’nin modernleşmesindeki temel çelişkiyi bir yanda modern, laik ve akılcı kurumlar inşa etme iddiası, diğer yanda ise bu iddiayı içten kemiren geleneksel, kısa vadeli ve taklitçi pratikler arasındaki gerilim olarak tanımlamıştı. Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, işte bu köklü ikiliğin en görünür ve yakıcı tezahürü. Sorun, sadece rakamlarda veya politik hatalarda değil, bu ikili yapının ürettiği kurumsal zafiyette, plansızlıkta ve sosyal dokudaki aşınmada yatıyor.
Çıkış yolu bütüncül bir dönüşüm projesinden geçiyor. Bu dönüşüm projesinin en önemli iki ayağı da Eğitim ve Ekonomi oluşturuyor.
Bugün sık sık değişen, ideolojik kamplaşmaların gölgesinde kalan ve özellikle gençlere ortak bir vatandaşlık bilinci kazandırmakta zorlanan bir sistemle karşı karşıyayız. Bu boşluk taklitçiliği, eleştirel düşünceden uzaklığı ve değerler karmaşasını beraberinde getiriyor. Eğitimdeki bu açmaz, toplumsal mutabakatı inşa edememe sorunudur. Bunun çözümü de Niyazi Berkes’in vurguladığı gibi “…çağdaş bir toplumun temeli, akılcı, bilimsel ve laik bir eğitim sistemi”nden geçmektedir.
Ekonomi modeline gelince; dışa bağımlı ve kırılgan yapıdan, katma değeri yüksek, sürdürülebilir ve planlı bir kalkınma anlayışına evrilmeli; Yanı sıra, kurumsal yapı liyakatı, şeffaflığı ve hukukun üstünlüğünü temel alarak güçlendirilmelidir.
Geldiğimiz noktada ülkemizin sorunlarını sadece ekonomiye bağlayamayız. Yaşadığımız tüm krizler ve problemler birbiriyle kesişiyor ve birbirini besliyor. Kalıcı çözüm, tepeden inmeci yaklaşımlarda değil, toplumun tüm katmanlarını kucaklayan, akılcı, demokratik ve bütüncül bir reform paketinde yatıyor. Yol uzun ve sorunu bir bütün olarak görmeliyiz…







