2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla Türkiye’de tarımsal üretim maliyetleri hâlâ yüksek seyrini koruyor. TÜİK tarafından açıklanan son veriler, Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) Şubat 2026’da yıllık bazda %40,10 arttığını gösteriyor. Aylık artış ise yalnızca %0,21 düzeyinde gerçekleşti. 12 aylık ortalamalara göre artış ise % 38,97 olarak kaydedildi.
Bu veriler aşağıdaki tablodan görüleceği üzere, o dik yükseliş eğiliminin hız kesmiş olsa da hâlâ “yüksek enflasyonist” bölgede kaldığını ortaya koyuyor. Özellikle yıllık % 40’lık üretici maliyeti artışı, gıda fiyatlarında kalıcı bir düşüşün önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor.
Tablo:1

Bu durum, iklimsel değişimlerin ve üretim planlamasındaki yapısal zafiyetlerin fiyatlar üzerindeki baskısını sürdürdüğünü gösteriyor. Canlı hayvan ve hayvansal ürünlerdeki % 4,24’lük aylık artış ise dar gelirli vatandaşların temel protein kaynağına erişiminin hâlâ risk altında olduğunu teyit ediyor.
Gelinen noktada gıda enflasyonunun yalnızca para politikasıyla değil, kapsamlı yapısal reformlarla çözülebileceği net bir şekilde açığa çıkmaktadır. Mevcut tabloda üç temel sorun öne çıkıyor:
Maliyet Baskısı: Tarım-ÜFE’nin yıllık %40 bandında kalması, gübre, ilaç ve enerji gibi girdilerde dışa bağımlılığın ve kur etkisinin hâlâ kırılamadığını gösteriyor.
Dünya ile Makas: Aşağıdaki tabloda da net biçimde görülen dünya gıda fiyatları ile Türkiye arasındaki fark, baz etkisiyle rakamsal olarak daralsa da iç piyasadaki hayat pahalılığı açısından “katı” bir hal almış durumda.
Reel Gıda Enflasyonu: Sabit gelirli kesim için gıda harcamaları hâlâ bütçenin en büyük kalemidir. Üretici fiyatlarındaki bu seyir, tüketici raflarına “etiket artışı” olarak yansımaya devam etmektedir.
Şubat 2026 verileri bize şu gerçeği de bir kez daha hatırlatıyor: Küresel şoklar (pandemi geride kaldı ancak savaş yeniden başladı) Türkiye’nin tarımsal üretimindeki içsel kronik hastalıklar iyileşmediği sürece çok daha ağır hissedilmektedir (Tablo 2).
Siyasi dalgalanmalardan ve değişikliklerden etkilenmeyen, verimlilik odaklı, üreticiyi koruyan ve teknoloji tabanlı bir Milli Tarım Politikası artık bir tercih değil, toplumsal beka meselesidir. Aksi takdirde, Tablo 1’deki o yukarı yönlü artış trendi, tarım/gıda ekonomimizin gittikçe dışa bağımlı hale gelmesi ve dar gelirlinin mutfağındaki yangının artarak devam edeceği anlamına gelir.
Tablo:2












